Birine Uzanmadan

         Bir yalnızlık var etrafımızda; bizi saran bir sis, bir sessizlik. Kimsenin yüreğine asla tam olarak dokunamayacak olmanın hüznü var üzerimizde. Görmüyor muyuz? Savuşturmuyor muyuz? Saklıyor muyuz? Bu dünyada var olan her şey, insanın insana dokunması için var. Nesneler ve kavramlar, duygular ve zaman, kelimeler ve müzik, renkler ve esintiler…  Her şey insanın insanı görmesi, insanın insana değmesi için var. Bunca yardıma rağmen nasıl sadece teğet geçiyoruz birbirimizi?

Her teğet geçişimde yüreğimde bir ağıt tütüyor. Annemin karnından ayrılışımın ağıtı, geride bıraktığım aşkların ağıtı, unutulmuş dostlukların ağıtı, tanıyamadıklarımın ağıtı… Yüreğimde asla anlayamayacak ve anlaşılamayacak olmanın, herkesi ve her şeyi teğet geçmenin ağıtı tütüyor.

Hüzünlü bir yakarış, kabullenilmiş bir acı. Acı! Belki de insan buna mahkûmdu. Atomlar arasında olduğu gibi ruhlar arasında da bir boşluk vardı, ne eller ne yürekler birbirine dokunabiliyordu. Teğet geçmenin acısı, yapayalnız olmanın acısı… Ve insan acısını dindirmek için dünyayı yarattı. İnsan insana dokunabilmek için tarihi, sanatı, bilimi yarattı.. Denklemler kurdu, şiirler yazdı, şarkılar üfledi, binalar yaptı, uçaklar uçurdu. Ve sonunda insan yalnızlığından tanrıyı yarattı. “Tanrı her yerde” dedi, “Tanrı içimizde” dedi.  Her yerde olan, içimizde olan bir varlığı teğet geçemezdik değil mi?

Teğet geçti yine de insan. Hâlâ dokunmak istiyordu, belki de sadece bir başkasına dokunduğunda varlığını hissediyordu. Tanrı bile yetmemişti. Ve hâlâ kelimeler sıkıştırılmış, hisler özgürlüğünü bekliyor. Dudaktan dökülenler asla önemli olmamıştı; başka bir dil vardı, başka bir aşk, başka bir yol. Kahkahalarda veya gözyaşlarında özgürleşiyor muydu bu bekleyen?

Ben, insan! Evet, kimse görmezken de ağlıyordum. Ama dünyada başka kimse olmasaydı, bir tek ben olsaydım… O boğucu yalnızlıkta da ağlar mıydım? Sevgi ruhumda var mıydı? Kendiliğinden, nesnesi olmadan, birine uzanmadan… Ben, insan! Teğet geçtiğim hayatlar olmasaydı, tek gerçek ben olsaydım… Birine uzanmadan var olabilir miydim? Böylesine zarif, böylesine içten, gözyaşları ve tutkuyla…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Doğumda Ölenler

Mecburiyetin Sarmaşıkları

Düşünceler 4: İnsanın Göçebe Doğası Üzerine Düşünceler