Beden

Hayır, tanrılar bize imrenmiyor. Tanrılar imrenemez. Tanrılar hissedemez. Ama biz onlara imrenebiliriz. Ve imrenebilmek yetisi, imreniliyor olmaktan çok daha yücedir.

Sen! Sen, savaşçı! Sen çürürsün, sen korkarsın ve sen kanarsın. Köklerin var, çirkin köklerin, güzel köklerin… Neden onlar yokmuş gibi davranıyorsun? Senin bedenin var, neden ruhmuş gibi dolanıyorsun? Her adımında görüyorum.  Korkarak basıyorsun toprağa, süzülüyorsun sanki. Sert basmalısın, hissetmelisin. Nefesini içine doldururken hissetmelisin bedenini. İnkâr edemezsin.

Yüce bir şey olmak istiyorsun, anlıyorum. Uçmak istiyorsun ruhlar aleminde; düşünmek, hissetmek, anlamak istiyorsun. Ama bunu kaslarını, yağlarını, kemiklerini ve kanını yadsıyarak yapamazsın.

Sen hastalıksın. Durursan çürürsün. Bu nedenle koşmalısın. Sen aynı zamanda şifasın. Köklerinden uzanırsın. Sen bir hayvansın. Ruhun nefesindedir ve aşkın sevişmende. Nefesini yok sayarsan ruhunu yok saymış olursun. Fazlası olmak istiyorsun, anlıyorum. Ama görüneni, fiziksel olanı yok sayarsan hiçbir şey olamazsın.

Bedenine tutunmazsan ruhun savrulur. O zaman tutun savaşçı! Nefesine, kanına ve kemiğine! Çünkü insan uçup gitmeye çok meyillidir. Tutun savaşçı! Her sabah, ben hastalığın ta kendisiyim diyerek uyan. Ve her sabah, ben şifanın ta kendisiyim diyerek uyan. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Doğumda Ölenler

Mecburiyetin Sarmaşıkları

Düşünceler 4: İnsanın Göçebe Doğası Üzerine Düşünceler