"Ya Yaşam?"

Sabah neden uyanamıyorsun? Yatağından neden doğrulamıyorsun, biliyor musun? Tüm bedenin sanki okyanusun içindeymiş gibi bir dirençle karşılaşıyor değil mi? Biliyorum. Adımlarınla önündeki havayı itmeye çalışıyorsun. Adım atmıyorsun, tekme atıyorsun sanki. Kahkaha atmıyorsun, ciğerlerindeki havayı dövüyorsun. Hava çok ağır ve güneş yakıcı. İşte senin problemin bu. Sen yaşamayı savaşmak sanıyorsun.

              Silahlarını kuşanmışsın, bıçaklarını bilemişsin. Bedenin bile düşman senin için. Bu dünya ve bu dünyada olan her şeye başkaldırıyorsun. Uyanmaya başkaldırıyorsun, bedeninin kısıtlılığını kabul edemiyorsun, üstünde tam kontrolünün olmadığı her şey ölesiye korkutuyor seni. Güçsüzlüğünü kabul edemiyorsun ve yaşam seni zayıflıklarından ezecek sanıyorsun.

              Sen yaşamayı savaşmak sanıyorsun. Ama kim güneşle savaşı kazanabilir? Kim aldığı nefesle savaşabilir? Kılıcını çekip yaşamı öldürebilir misin, aldığın nefesi durdurunca sen de ölmeyecek misin?

              Savaşmaya bu kadar alışmış biri için kendini inandırmak zor olabilir. O zaman bir soruyla başla. Kendine de ki “Ya yaşam savaşılacak bir şey değilse?”. Ya yaşam savaşılacak bir şey değilse? Bunu uyanırken kendine sor, yürürken ve önündeki havayı tekmevari hareketlerle ittirmeye çalıştığında kendine sor.

Sonra belki bir yağmur damlası düşer iki gözünün arasına, ıslaklığı içinde farklı duygular uyandırır, serinletir ruhunu. Bir kelebek geçer yanından, bir kuş cıvıltısı duyarsın, dostane bir gülüş karşılar seni. Küçük ama güzel şeyler olur hayatında. Ve aslında rüzgârın yürümende sana yardım ettiğini, güneşin uyanman için seni gıdıkladığını fark edersin.

Sonra belki kalbinden geçer: "Ya yaşam savaşılacak bir şey değilse, ya yaşam uyumla dans edilecek bir melodiyse?"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Doğumda Ölenler

Mecburiyetin Sarmaşıkları

Düşünceler 4: İnsanın Göçebe Doğası Üzerine Düşünceler