"Kimsiniz?"
Telefonu elime aldım. Numarasını hala ezbere biliyordum. Oysa yıllardır aramamıştım, ne kadar oldu kim bilir? Neden bunca yıldan sonra şimdi aklıma geldi diye soracaksınız. Ama o kadar basit değil. Yıllardır ruhumun arkasına atmıştım bu isteği, gereksiz demiştim, acıtır demiştim. Ve bu aramadığım süre uzadıkça tuşlara basmak zorlaşmıştı. Ezbere bildiğim numaranın bir an uçup gitmesini diliyordum. Ama o numara kaldı zihnimde. Bir yara izi gibi, çıkmayan bir leke gibi. Yaşadığım her güzel şeyi ona anlatmak ve her ağladığında onu aramak istemiştim. Ama hiç yapmadım. Susturdum içimdeki sesi, lekenin üzerini örttüm, yara izini sakladım. Ve her gün bastırdığım bu isteğim birikti de birikti. Kaç yıl olmuştu, kim bilir? Ezberimdeki numarayı ellerim titreyerek tuşladım.
“Merhaba” dedi sıcak bir ses.
“Merhaba” karşılık verdim.
Başka ses yok, kısa bir bekleyiş. Yutkunma sesim duyuluyor
muydu acaba? Ya yutkunurken beraberinde içime attığım kelimeler? Çok şey
söylemek istiyordum. Keşke içimdeki her şey duyulsaydı. Keşke yanlış söylerim
diye korktuğum her cümlem duyulsaydı.
“Kimsiniz?” dedi karşı taraf.
Kimim? Doğru ya, ben kimim? Unutmuşum kim olduğumu bir an.
Unutmuşum da aramışım. Kimim? Kim olduğumu bilmem ama, kimsesizim. Kimsesiziz.
Kim olduğumu düşünerek telefonu kapadım. Yıllardır yaptığım
en zor konuşma, şu üç kelimeden oluşuyordu. Yıllardır her şeyi bu an için yaşamıştım.
Ben sadece bu üç kelimede vardım. Ezberimde olan bu kahrolası numaranın uçup
gitmesini, yüreğime hiç dokunmamış olmasını diledim. Ben düşüncelere dalmışken telefonum
çaldı.
“Merhaba” dedim sıcak bir sesle.
“Merhaba” karşılık verdi.
Arayan kişinin yutkunma seslerini duyabiliyordum. Yutkunma
seslerinin arasına birkaç cümle de belli belirsiz karışıyordu. Ne anlatmaya
çalışıyordu? Onu anlamak istiyordum, ona yardımcı olmak istiyordum. Ama bunu ona
nasıl söylerdim? İnsanın insan için var olduğunu ona nasıl anlatırdım?
“Kimsiniz?” diyebildim sadece.
Telefonu kapadı.
Yorumlar
Yorum Gönder