Düşünceler 2: Ateş

En zoru bu değil mi? Daha fazlası olduğunu bilmek, ama ulaşamamak. Tadını almak mutluluğun ama asla tam olarak sahip olamamak. Zihnindekilerinin yaşadıklarından daha çok heyecanlandırması seni. Umutlarının bu dünyadan gitmek üzerine kurulu olması ama ölümün içindeki heyecanı alacağından korkman. Bu dünyada var olduğundan bile emin olmadığın bir şeyi aramak ve her an küçük kırıntılarını bulmak hayalinin ama asla tamamına ulaşamamak.

Koşmak istemek, uçmak istemek, savaşmak istemek ama savaşmaya değer bir şey olduğundan emin olamamak. Hayal etmek en acımasızı değil mi? Asla göremeyeceğin, asla dokunamayacağın bir dünya hayal etmek. Mutluluğun ışığını görebilmek ama kaynağını bulamamak. En zoru bu değil mi aslında? Hayal etmemek isterdim, düşünmemek isterdim, içimde heyecan olmasın isterdim bana sorsalardı. Çünkü asla tatmin olamayacağın hayallerin senin cehennemindir.

Belli bir süre ölümün bir rahatlama, tüm bunlara bir yol olduğunu düşündüm. Hayır kendimi öldürmek istemiyordum asla ama eğer zihnimdekiler bu dünyada yoksa tanrının bana bunları verecek kadar cömert olduğuna inanırdım. Buna hala inanıyorum ama ölünce onları isteyecek miyim yine? Hayallerim hep insan olmamla ilişkili, ölümlü olmamla bağlantılı. Etim kemiğim ve kanım olmadan savaşamam, savaşsam bile korkularım ve cesaretim olmadan bunun bir anlamı olmaz. Her şeyi bilirsem, her şeyin anlamını çözersem keşfetmenin bir anlamı olmaz. Ve ben bu korkunç çıkmaz içindeyim. Sahip olduğum her düşünceyle her duyguyla istediğim şeylerin bu dünyada olduğundan emin değilim, onların var olduğu bir yerde de onları isteyeceğimden emin değilim. Tanrı büyük bir şaka yapmış sanki bana, bir alev kıvılcımı koymuş içime, çok güçlü değil sadece arada bir ısısını hissediyorum ama orada olduğunu biliyorum, yanmak istiyorum onun içinde, her taşı kaldırmak her gölgeye bakmak istiyorum, kaynağına yaklaştıkça beni bir magnet gibi çekiyor, ait olduğum yeri arıyorum, yanmak istiyorum. Ama öyle bir şaka yapmış ki tanrı, ateşin kaynağına bu dünyada ulaşamıyorum ve ona doğru yavaşça süzüldüğümde sönüyor içimdeki ateş. Belki de başka bir şekilde anlatmalı, kaynağına yaklaştıkça sönüyor ateşim. Uzaktayım ve tutkum artıyor ona. Daha fazla tadını alıyorum, daha fazla düşünüyorum. Ama kaynağa yaklaşırsam, ona dokunursam içimde olmayacak artık istek.

Özel olduğuma inanmıyorum. Sadece ben böyle hissedemem, sadece ben gerçekliğin her çizgisinden, bu sığ denizde yüzmekten nefret edemem. Küçük ipuçları veriyorum insanlara, nabzını yokluyorum onların, biraz benzer bir şey hissetmişler mi hiç bakıyorum. Çok kişide denedim bunu, hiçbiri anlamadı, hiçbirinde bir ateş yoktu. Ama dediğim gibi özel olduğuma inanmıyorum ya da inanmak istiyorum, bunun tek bir açıklaması olabilir, yine tanrının şakacılığına çıkıyor her şey. Tanrı farklı ateşler vermiş insanlara, kimine buzdan bir hayal, kimine bir elektrik, kimine bir sis… Sonra aynı istekleri olan insanları dünyanın farklı yerlerine, en uzak noktalarına serpiştirmiş. Babil kulesinden beri belliydi bu, tek bir insan hiç kimse, tek bir insan hiçbir şey. Bizi de teker teker ayırmış, ait olduğumuz insanlardan uzaklaştırmış, ait olduğumuz yerlerden uzaklaşırmış, ait olduğumuz zamanlardan koparmış. Yoksa amacımız bu mu? O yerleri, o insanları ve o zamanları mı bulmalıyız. Onların gerçek olmama ihtimali bile var, onları bulabildiğimiz anda onları istememe ihtimalimiz de var. Ama aramak mı cevap? Bu büyük fedakarlık demek. Sıradan işlerde başarılı oldukça zorlaşıyor yeni bir şey aramak. Değer mi her şeyi bırakmaya? Hayatı kurallarına göre oynayıp başarılı olmak mı daha çok tatmine eder beni, yoksa kendi kurallarımı bulup hiçbir şeye sahip olmamak mı? Sorun şu ki, iki durumda da önemli olmayacak. Ateş… Evet, farklı istekleri var demiştim insanların. Kimisine sorsan buz diye tanımlar, kimisi sis, kimisi yıldırım… Ve benimki ateş, eminim bundan. Sorun şu ki, iki durumda da önemi olmayacak, ateşim sönecek yavaşça, kaynağı bularak ya da bulmayarak. Ve hep huzurlu olan, her şeyi bilen, hayatın anlamını çözen biri olacağım cennette. Cehenneme daha çok benziyor bu saydıklarım. Kan ve göz yaşı istiyorum ben. Benim cennetimde korku da olacak, cesaret de olacak. Benim cennetimde kan ve göz yaşı olacak, benim cennetim hala insanken hayal ettiklerim olacak. Tanrıya bu dünyada mutlu bir yaşam için yalvarmıyorum, öbür dünyada da mutlu bir yaşam için yalvarmıyorum. Ölünce de insan olmak için yalvarıyorum, kusurlarım için yalvarıyorum, aşmaya değer zorluklar, savaşmaya değer nedenler için yalvarıyorum. İçimdeki ateşin asla sönmemesi için ve kaynağın gerçek olması için yalvarıyorum. Her taşın altına bakacağım, her gölgeyi arayacağım, her kırıntının peşinde koşacağım, dağları deleceğim, gökyüzünde uçacağım. Farklı bir dünya için hepsi. İçinde büyünün, devlerin, ejderhaların, canavarların, savaşların, aşkların, acıların olduğu benim dünyam için hepsi…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Doğumda Ölenler

Mecburiyetin Sarmaşıkları

Düşünceler 4: İnsanın Göçebe Doğası Üzerine Düşünceler