Düşünceler 1: Sürgünde Ruhlar
Şu sıralar zihnimi meşgul eden, hepimizin aslında "sürgünde ruhlar" olduğuna dair düşüncem üzerine.
Sürgünde Ruhlar, Sınırlandırılmış Beden, İnsanların Birbirine Neden Muhtaç Olduğu ve "Başka Bir Dünya" Üzerine Düşünceler
İnsan büyük tutkularla, akıl almaz hayallerle ve uçsuz bucaksız düşüncelerle donatılmıştı; sevebiliyordu, sabredebiliyordu, merak edebiliyor, korkabiliyor ve korkusuna rağmen cesaret edebiliyordu. İnsan çok yüce bir varlıktı görünüşte; kurduğu ve devam ettirdiği bu dünya düzenin hâkimi, ormanın kralıydı. Diğer canlıların hissedemediğini düşündüğü, sadece kendinde olduğuna inandığı bu özellikleri sayesinde kendini çok üstün görüyordu. Buna göre de bir düzen kurdu dünyada. Her şeyi, sahip olduğuna inandığı yüceliğine uygun yaptı. Kulağa hoş gelen diller kullandı, kendine yakıştırdığı kumaşlarla süsledi kendini. Çünkü bir “ruh”a sahipti. Düşünen, ağlayan, korkan ve seven bir ruh.
Çoğunlukla doğruydu da düşüncesi.
Yüzyıllar önceki bir soykırım vahşetini yüreğinde hissedebiliyordu birçok insan,
bin yıllar önceki hikâyelerden etkilenebiliyor, acı çeken birisini görünce kötü
hissediyordu. Başkasının derdi için yürekten üzülebilen insan, gerçekten bir
insandı ve doğası bozulmadığı sürece tüm insanların böyle bir eğilimi vardı.
İnsan insan için konuşuyordu, yazıyordu, insan insan için var oluyordu.
İnsan çok yüce bir varlıktı, hem
tek başında hem başkalarıyla ilişkisinde. Ama bir kusuru vardı bu yüce
canlının. Bu öyle bir kusur, bu öyle bir lanetti ki ona verilen tüm bu
hediyeler bir işkenceye dönüşüyordu.
Bu kusur iki
göz, iki kulak, bir dil, yedi nota ve üç ana renkti. İnsan ilahi üzüntüsünü
birkaç gözyaşında saklamaya çalışıyordu,
hissettiği uçsuz bucaksız ve bambaşka dünyalardan duyguları soğuk ve kıt
cümlelere sıkıştırmaya çalışıyordu. İnsan fiziksel olmayan, anlayamadığı,
göremediği, tutamadığı bir dünyayla bağlantılıydı. İnsan oraya aitti ama buraya
mahkûm edilmişti. Okyanuslar düşünüyordu ama dili damlalar anlatabiliyordu, bir
insan tüm insanlığın yükünü taşıyordu ama sadece tek bir insanın omuzlarına
sahipti.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Var
olmanın algılanmakla aynı anlama geldiğini kabullendiğimde gerçekten lanetli
olduğumuza karar verdim. “Algılanlamak” hem kendimiz hem başkası tarafından
olabilir ama genelde bizim kendimizi “algılamamızı” sağlayan da başkaları.
Çünkü göz kendini göremez. Göz kendini göremez. Benim için normal demek
varlığım demek ve normal/sürekli yaşanan ne varsa artık algılarımız tarafından
bilince aktarılmaz. Uzun süre kötü kokan bir odada kaldığımızda artık o kokuyu
duymamaya başlarız ve sürekli bizde olan her ne varsa, bilincimiz ona da
kapalıdır. Bu yüzden kendimizi anlamamız için başkalarının bizi anlamasına
ihtiyacımız var. Sadece anlaması da değil. Birilerinin bizi sevmesine, sıkıcı
tutmasına ihtiyacımız var. Bizim de birilerini anlamaya, onları sevmeye ve
sıkıca tutmaya ihtiyacımız var.
İnsanın
insan için var olmasının en önemli nedeni bence tüm ruhların kayıp olması.
Hepimiz “başka bir dünyadan” geliyoruz. Bu “başka dünya”da tamamen özgürce
dolaşabilen ruhumuz, şu an yaşadığımızı düşündüğümüz dünyada zincirlenmiş ve sınırlanmış.
Zihnindekilerini anlatmak için sınırlı kelimelere, belirli renklere ve notalara
mâhkum bırakılmış. Bu sığ beden yüzünden algılayamadığımz, bu zincirlenmiş
zihinlerimiz yüzünden anlayamadığımız çok daha farklı bir yere ait ruhlarımız;
bu donuk dünyaya sürgün edilmiş. Yaşadığımız sürece sürgündeyiz. Sürgündeyiz ancak
dünya düzeni bunu bize hissettirmemek üzerine kurulmuş, sadece hızlı yaşayıp varoluşsal
sorunları düşünmemizi engellemek üzerine kurulmuş. Sürgündeyiz ama sürgünde
olduğumuzu unutmuşuz, yuvamızı kaybetmişiz hatta yuvamız olduğunu unutmuşuz.
Nefes alıyoruz ama ruhumuz ferahlamıyor,
su içiyoruz ama yüreğimiz yıkanmıyor. Ve neden olduğunu anlayamıyoruz. Sürgünde
olduğumuzu anlayamıyoruz. İnsana iyi gelen tek şeyse başka insanlar. Çünkü birbirimize
yuvamızı hatırlatıyoruz, gerçekten ait olduğumuz yuvamızdan kırıntılar görüyoruz
birbirimizde. İnsan, insan için var çünkü insanlık sürgünde bir medeniyet, sürgün
edildiği yuvasından arda kalan tek şey ise diğer insanlar. İnsan, insan için
var.
"Çile" nin şairinin deyimiyle 'Fikir Çilesi' çeken bir kalem. Yazmaya devam etmeni dilerim. Kalemine sağlık.
YanıtlaSilBeğenmenize çok sevindim, güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim.
Sil