Kayıtlar

Aralık, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Eksiksiz Bir Manzara

     Tam bu sokak. Şu an düşüncelerimin beni getirdiği ve duygularımın gitmemi engellediği bu sokak. Defalarca yürüdüğüm, ezbere bildiğim sokaklar arasında daha önce hiç görmediğim ve komşusu olduğu diğer tanıdık yerlerden çok uzak olan bu sokak.      Baştan sona onu örten yapraklar, hiç tanımadığım ağaçlardan dökülüyor. Kaldırım taşları hiç görmediğim bir düzende dizilmiş. Rüzgâr farklı esiyor, yönünü kestiremiyorum. Hemen yanımdan geçen arabalar nereye gidiyorlar? Buradan başka gerçek yok ki.      Bu sokağın ne girişi var ne de çıkışı. Nasıl geldim ben buraya? Hangi düşüncelerim sürükledi beni? Beni buradan çıkaracak düşünceler belli ki çiçek açmayacak ruhumda. Ama başka bir şey çiçek açıyor. Ruhumda ve oturduğum bu bankta bir şeyler çiçek açıyor, bizi birbirimize güzellikle bağlıyor. Bu çiçekler ne çiçeği bilmiyorum ama bütün sokağı döşemişler. Her şeye yabancı bir güzellik katıyorlar. Kaldırımlar, ağaçlar, çitler, önümden geçip giden ...

Olric'e Mektup

                K üçük şeylerin savaşını veriyorum Olric. Artık küçük şeylerin savaşını vermek istemiyorum. İstediğim şeyleri düşünebilmek, hayata istediğim gibi bakabilmek istiyorum. İnsan her gün olmak istediği kişi için savaş verir mi hiç Olric? Önce kim olmak istediğini seçersin, sonra dünya ile savaşın başlamaz mı? Neden daha dünyayla savaşım başlamadan kendime yeniliyorum Olric? Neden her gün kaybedip tekrar buluyorum kendimi, kendimle savaşıyorum ve onu yontmaya çalışıyorum her gün? Her sabah budadığım dallarım tekrar büyüyor ve ben tekrar elime alıyorum makası. Olric, söyle bana, konuş benimle. İnsan istediği şeye inanabilir mi? İstemek inanamaya yeter mi? Çünkü inanabilsem her şey düzelecek gibi. Yüce bir varlık, yüce bir amaç, vadedilen sonsuz mutluluk ve seni koruyan kudretli bir varlık. Ne kadar kolaylaşırdı yaşamak, zihnim dupduru düşüncelerle ve yüreğim tertemiz duygularla dolu olurdu. İnanmak istiyorum Olric. Sevmek istiyorum...

"Kimsiniz?"

Telefonu elime aldım. Numarasını hala ezbere biliyordum. Oysa yıllardır aramamıştım, ne kadar oldu kim bilir? Neden bunca yıldan sonra şimdi aklıma geldi diye soracaksınız. Ama o kadar basit değil. Yıllardır ruhumun arkasına atmıştım bu isteği, gereksiz demiştim, acıtır demiştim. Ve bu aramadığım süre uzadıkça tuşlara basmak zorlaşmıştı. Ezbere bildiğim numaranın bir an uçup gitmesini diliyordum. Ama o numara kaldı zihnimde. Bir yara izi gibi, çıkmayan bir leke gibi. Yaşadığım her güzel şeyi ona anlatmak ve her ağladığında onu aramak istemiştim. Ama hiç yapmadım. Susturdum içimdeki sesi, lekenin üzerini örttüm, yara izini sakladım. Ve her gün bastırdığım bu isteğim birikti de birikti. Kaç yıl olmuştu, kim bilir? Ezberimdeki numarayı ellerim titreyerek tuşladım. “Merhaba” dedi sıcak bir ses. “Merhaba” karşılık verdim. Başka ses yok, kısa bir bekleyiş. Yutkunma sesim duyuluyor muydu acaba? Ya yutkunurken beraberinde içime attığım kelimeler? Çok şey söylemek istiyordum. Keşke içimde...